top of page

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KİMLİK KARTLARINDAKİ DİN HANESİ VE İNANCI AÇIKLAMAMA HAKKI


Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarındaki din hanesi, Türkiye’de laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü açısından tartışma yaratan uygulamalardandır. Resmi bir dine sahip olmayan laik bir devlette, nüfus cüzdanlarında bireylerin inançlarına dair bilgiye yer verilmesi önemli bir çelişki yaratmaktadır. Laik devlet olmanın bir getirisi olarak tüm dinsel ve felsefi inançlara eşit mesafede duran ve bunlardan hiçbirine ayrıcalık tanımayan ve bunlar karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, bireylerin inançlarını, daha sonra kullanmak üzere kayıt altına almasını laiklik ilkesiyle bağdaştırmak olanaksızdır. Fakat Türkiye’de Anayasa Mahkemesi, hem 1961 hem de 1982 Anayasası döneminde gerçekleştirdiği norm denetimlerinde, söz konusu kanuni düzenlemeleri anayasaya uygun bulmuştur. Bununla birlikte, nüfus cüzdanlarında din hanesinin varlığı ve bu hanenin düzenlenmesine dair prosedürün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS/Sözleşme) korunan inanç özgürlüğüne aykırılığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM/Mahkeme) Sinan Işık v. Türkiye kararıyla tespit edilmiştir. Sinan Işık kararı, bu tespitin yanı sıra AİHM’ın, bireyin inancını açıklamaya zorlanması meselesine dair içtihadının gelişimi açısından da önem taşır. AİHM bu kararında, din ya da inancını açıklamaya zorlanmama hakkının, inanç özgürlüğünün dokunulmaz çekirdeğini oluşturan forum internumun kapsamında yer aldığını vurgulamıştır.


A. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Çerçevesinde İnancını Açıklamama Hakkı


AİHS’in inanç özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesinde, herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahip olduğu ifade edilerek, bireyin müdahalelerden uzak bir şekilde düşünsel ve manevi gelişimini gerçekleştirebileceği bir alan güvence altına alınmıştır. Bu alan ‘forum internum’ olarak da adlandırılmaktadır. AİHS’de inancın açığa vurulma biçimlerine yönelik bir sınırlandırma rejimi öngörülmüşken, forum internuma yönelik müdahaleleri meşrulaştırabilecek herhangi bir sınırlandırma ölçütüne yer verilmemiştir. Dolayısıyla, forum internum kapsamında yer alan herhangi bir hakka yönelik tüm müdahaleler ihlal sonucunu doğurur. Bu dokunulmaz alana “dini inançlara sahip olma ya da olmama” özgürlüğü girmektedir. Forum internumun diğer bir unsuru ise “din ya da inancını açıklamama hakkıdır”. Uygulamada bireylerin inançlarını açıklamaya zorlanmasına dair meseleler özellikle bireylerin, idari otoritelerle kurduğu ilişkilerinde ortaya çıkmaktadır. İdari otoritelerin bireyleri doğrudan din ya da inancını açıklamaya zorlaması, bu şekilde elde ettikleri bilgileri saklaması ve bu bilgileri ayrımcı uygulamalar için kullanma riskinin varlığı Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerde yaygın olgular değildir. Bu durumun önemli bir istisnası Yunanistan’da geçmişte var olan ve Türkiye’de ise varlığını koruyan kimlik kartlarındaki din hanesidir.


AİHS’de inancını açıklamama hakkının açıkça yer almaması nedeniyle, bu hakkın kapsamının belirlenmesinde kilit rolü AİHM oynamıştır. İnancını açığa vurmama hakkına değindiği ilk kararı olan Saniewski v. Polonya’da Mahkeme çekingen bir tutum sergilemiş ve “Sözleşme’nin 9. maddesinin, bireyin, dini inançları konusunda sessiz kalma hakkını güvence altına alıp almadığı sorusunu açık bırakarak” incelemesini gerçekleştirmiştir. AİHM, inancını açıklamama hakkının forum internumun kapsamında olup olmadığını tartışmaktan kaçınan tutumunu ilerleyen yıllarda değiştirmiştir. Söz konusu değişimin başlangıç noktasını, Yunanistan’daki nüfus cüzdanlarında yer alan din hanesine ilişkin Sofianopoulos v. Yunanistan kararı oluşturur. Bu kararda başvurucu, nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kaldırılmasını talep etmemiş, aksine Yunan hükümetinin din hanesini kaldırmış olmasının, inancını açığa vurma özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. AİHM, ise verdiği karar sonucunda; nüfus cüzdanlarının, bireyi bir yurttaş olarak hukuk düzeni karşısında tanımlamak ve ayırt etmek amaçlarıyla hazırlanmış resmi bir belge olduğuna ve bu açıdan bireysel inancın, devlet-birey ilişkisi açısından ayırt edici bir özellik olarak nitelendirilemeyeceğini ve ayrıca nüfus cüzdanının hangi din ya da mezhepten olursa olsun inananlara bir dini uygulama ya da açığa vurma hakkı sağlamak için bir araç olamayacağını vurgulamıştır. Bu hususlara ek olarak Mahkeme, nüfus cüzdanının okul kaydı, kimlik kontrolü, askerlik hizmeti gibi durumlarda sıklıkla kullanıldığı göz önüne alındığında, bu tür resmî belgelerde dini inançların belirtilmesinin idari makamlarla olan ilişkilerde ayırımcı uygulamalara maruz kalma riski doğuracağını ifade etmiştir. Bireyi inancını açıklamaya zorlamanın -tek başına- Sözleşme’ye aykırılık oluşturabileceğinin AİHM tarafından saptandığı ilk karar, 2007 tarihli Folgero v. Norveç olmuştur. Nitekim AİHM bu kararında kişilerin dinsel kanaatleri açıklamak zorunda hissetmelerini -tek başına- bir "risk " olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla bu kararla birlikte, genel olarak inancını açıklamaya zorlanmanın ve hatta böyle bir risk bulunmasının, araç ve ortamlardan bağımsız bir biçimde, Sözleşme'nin ihlali sonucunu doğuracağı bir ilke olarak açıkça ortaya konulmuştur.


B. Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde İnancını Açıklamama Hakkı


İnancı açıklamama hakkı AİHS’de açıkça tanınmış bir hak değildir ve bu nedenle bu hakkın varlığının tanınmasında ve ardından kapsamının belirlenmesinde AİHM’in içtihadı belirleyici olmuştur. Türkiye’deki hukuki durum ilk olarak bu noktada AİHS’in sisteminden farklılaşmaktadır. Gerek halen yürürlükte olan 1982 Anayasası’nda madde 24’te, gerekse 1961 Anayasası’nda madde 19’da, hiç kimsenin inancını açıklamaya zorlamayacağı, anayasal bir yükümlülük olarak açıkça öngörülmektedir. Ayrıca 1982 Anayasası’nda, olağanüstü yönetim usullerini düzenleyen 15. madde de inancını açıklamaya zorlanmama, dokunulmaz nitelikteki çekirdek haklar arasında yer almaktadır. Ayrıca Türk Ceza Kanunu madde 115’te, inancını açıklamaya zorlama bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuki durumdaki bu açıklığa rağmen Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) nüfus cüzdanındaki din hanesini anayasaya uygun bulan kararları hukuki açından farklılık göstermektedir.

Nüfus cüzdanında din hanesinin anayasaya aykırılığı sorunu ilk olarak 1961 Anayasası döneminde AYM’nin önüne gelmiş, AYM bu kararda konuyu, zorlama kavramı ve ayrımcılık yasağı açısından ele almıştır. AYM’ye göre; “bu kural, kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamasına engel değildir. Anayasa’nın izin vermediği husus zorlamadır. Bu itibarla konuya (zorlama) öğesi açısından bakmak gerekmektedir. Söz konusu … madde zorlayıcı nitelikte hiç bir hüküm içermemektedir. Nüfusa kaydolunurken kişinin, Anayasa’nın kastettiği anlamda dinî inanç ve kanaatlerini de değil, sadece dininin ne olduğunu açıklamasına yol açabilecek bir durum yaratmaktadır ki, bu kuralın zorlayıcı bir niteliği ve zorlama ile ilişkisi yoktur.” Bu kararda AYM, tüm bu argümanlarını kamu yararı kavramı ile temellendirmeye çalışmıştır. AYM’ye göre “yurttaşın kişisel halinin ve onun bir öğesi olan dininin nüfus kayıtlarına doğru ve düzenli olarak yazılmasında ve yanlışlıkların hâkim kararı ile düzeltilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.” 1982 Anayasası döneminde konu tekrar AYM önüne gelmiştir. 1995 tarihli karar, ilkinden çok daha kapsamlı bir gerekçeye sahiptir ve bu nedenle AYM’nin bakış açısını kavramak açısından yol göstericidir. AYM’ye göre bireyin dini; “ulusun demografik yapısının kamu yararını ilgilendirmesi nedeniyle “şahsî hal” bilgisi olarak nüfus kütüklerine geçirilmektedir. Devletin nesnel öğeleri, ülke ve ulusu oluşturan insan topluluğudur. Devletin, vatandaşlarının özelliklerini bilmesi gerekir. Devleti oluşturan topluluğun bireylerini ve bunların özelliklerini bilme isteği, kamu düzeni ve kamu yararı ile ekonomik, siyasal ve sosyal gereklere ve gereksinimlere dayanmaktadır… Anayasa’nın “Kimse... dinî inancı ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” kuralından, kişilerin hangi dine bağlı olduğunun bir bilgi olarak resmî kayıtlara geçirilemeyeceği anlamı çıkarılamaz. Anayasa’nın izin vermediği husus, zorlamadır. Zorlama “dinî inanç ve kanaatlerin açıklanması”yla ilgilidir. “Dinî inanç ve kanaat” kavramını, sadece demografik bir bilgi olarak ya da kişilik bilgisi olarak aile kütüğüne yazılacak “dinî bilgisi” ile sınırlandırmak olanaklı değildir. “Dinî inanç ve kanaat” kavramı bir kişinin şu ya da bu dinden ya da inançtan olmasını kapsayan dar bir kavram olmayıp, din ve inanç yönünden pek çok hususu bünyesinde barındıran geniş bir kavramdır. Anayasa’nın 24. maddesinde yasaklanan, kişinin dininin öğrenilmesi değil, dinî inanç ve kanaatlerinin zorla açıklattırılmasıdır.” Mahkeme’nin bu karardaki gerekçeleri gerek İHAM’ın Sinan Işık kararında ortaya koyduğu ilkelere, gerekse de 1982 Anayasası’nda cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan özelliklere açıkça aykırıdır.


Ne var ki, AYM’nin nüfus cüzdanlarında yer alan din hanesi bağlamında tespit etmekten imtina ettiği hukuka aykırılığı, AİHM inanç özgürlüğünün negatif boyutuna atıfla Sinan Işık kararında ortaya koymuştur. AİHM’in Sinan Işık kararında tespit ettiği üzere, kimlik kartları şeklindeki resmi belgelerde inanca dair bir bilgi bulunmasının inanç özgürlüğünü ihlaline yol açmasının nedeni, bu süreçte bireylerin inancını açıklamak zorunda kalmasıdır. Buna göre; bireyin inancını açıklamama hakkı inanç özgürlüğünün dokunulmaz alanı kapsamında yer alır ve bu hak devletler açısından, bireyleri inançlarını açıklamaya zorlamama yükümlülüğü doğurur. Mahkeme bu tespite dayanarak, din hanesi içeren nüfus cüzdanlarının her şeyden önce “bireyin din ya da inancını açıklamama hakkını” ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır, çünkü nüfus cüzdanı günlük yaşamda sıklıkla kullanılan bir belge olup kişiler bu belgeyi her kullanışlarında iradeleri hilafına inançlarını fiilen açıklamak zorunda kalırlar.


Öte yandan AİHM’in Sinan Işık kararında sadece demografik bilgi toplama amacıyla da olsa bireyleri inançlarını açıklamaya zorlamanın AİHS çerçevesinde meşru kabul edilemeyeceğine dair saptaması da önem arz etmektedir. Keza Türkiye’deki uygulamada, bireyin dininin, sadece demografik bir bilgi olarak nüfus sistemine kaydedilmediğini de belirtmek gerekir. Bu kayıtlara göre düzenlenen nüfus cüzdanları aracılığıyla birey, toplumsal yaşamda pek çok kez, özellikle de devlet otoriteleriyle olan ilişkilerinde inancını açıklamak zorunda kalmakta olup bu durum ayrımcılık riskini de beraberinde getirmektedir.


Fakat AİHM’in kararından bugüne Türkiye’de bireyleri inançlarını açıklamaya zorlayan din hanesi uygulamasına son verilmemiş, uygulamaya konan yeni kimlik kartlarında da değişen tek husus bireylerin inançlarına dair bilgiye, söz konusu kartların üzerinde yazılı olarak yer verilmemesi olmuştur. Bu durum, uygulamanın inanç özgürlüğüne aykırılığını ortadan kaldırmamaktadır, çünkü ihlale neden olan husus bireylerin inançlarının bir veri olarak kayıt altına alınmasının yöntem ya da biçimi değil, bu süreçte bireylerin inançlarını açıklamak zorunda bırakılmalarıdır. AİHM’in yerleşik içtihadında tekrar tekrar vurgulandığı üzere ve 1982 Anayasası’nın açık hükümlerinin gereği olarak, bireyleri inançlarını açıklamaya doğrudan zorlayan uygulamalar hiçbir koşul ve amaca atıfla meşru kılınamaz.


Av. Nuran ÇITIRIK







KAYNAKÇA


1- Özenç Berke, “AİHM ve Danıştay Kararlarının Ardından Zorunlu Din Dersler Sorunu”, İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt 66, Sayı 2, Sayfa 191-226.


2- Özenç Berke, “İnancını Açıklamama Hakkı Açısından Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartlarındaki Din Hanesi”, TBB Dergisi, Sayı 141, Cilt 2019.


3- Anayasa Mahkemesi Kararları


E:1979/9, K: 1979/44, 27.11.1979, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, C.17,1980, s.332-348.


E:1995/17, K: 1995/16, 21.6.1995, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, C.2, 1996, s.538-554.


4- İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları (https://hudoc.echr.coe.int)


Sofianopoulos v. Yunanistan, No. 1988/02; 1997/02; 1977/02, 12 Aralık 2002


Folgerø ve diğerleri v. Norveç, No. 15472/02, 29 Haziran 2007


Sinan Işık v. Türkiye, No. 21924/05, 2 Şubat 2010.

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yapay Zekada Cezai Sorumluluk konusu incelenirken öncelikle konunun iki temel alt başlığa ayrılması gerekmektedir. Yapay Zekanın Cezai sorumluluğu ile ilgili olarak ele alınacak ilk konu Yapay Zekala

A. GİRİŞ Günümüzde hukuk düzeni haklara ve borçlara sahip olabilme yetkisini yalnız gerçek kişilere tanımış değildir. Toplumsal, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar gerçek kişiler gibi hak ve yetkilere s

bottom of page